Haber Detayı
KAMUOYUNA
HABER TARİHİ: 17 Nisan 2026 | 15 Kişi okuduKAMUOYUNA…
Sağduyulu olmaya ; bilime ve akla sarılmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz bir zaman içindeyiz.
Türkiye'de, merkezden taşraya, metropollerden ilçelere -istisnasız diyebileceğimiz çoğunlukta- her gün en az birkaç cinayet haberi düşüyor görsel ve dijital medyaya. Başta uzmanları olmak üzere, her kesimden insanın kendi bilgi ve birikimleri ile düşünce dünyalarına denk gelecek yorumlarla sebep ve sonuçlarını açıklamaya çalıştıkları bu cinayetler, ne yazık ki yalnız meskun mahalleri: cadde ve sokakları değil, dokunulmazlığı yasalarla da güvence altına alınmış olan konutları bile güvensiz hale getirdi . Öyle ki gündüz gözü caddelerde, parklarda, sokaklarda, AVM'lerde, restoranlarda işlenen cinayetler gazetecilik diliyle "3. sayfa haberi" yani vakayı adiyeden sayılıyor artık. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, son birkaç yıla kadar, en güvenli ortam olarak okullar gösteriliyor ve hatta bir kısım veliler, akademik anlamda başarısız olan ve olacak çocuklarını, sırf güvenli olduğu için okula göndermeye ısrarla devam ediyordu. Son birkaç yıla kadar...
Geldiğimiz noktada, ne yazık ki artık okullarda güvenli alanlar olmaktan çıkıyor.
Önceki yılları bir kenara bırakarak söyleyecek olsak bile -Ki aslında bütüncül olarak bakılması gereken bir meseledir, zira önce şimdiyi tetiklemiş; bir süredir şahit olduğumuz süreçler ve şu an yaşadığımız vahim ve elim durum bağıra bağıra geliyorum demiştir adeta - 45 gün önce Fatma Nur öğretmenin öldürülmesiyle başlayan bu cinnet halinin, son iki günde, daha önce Amerika'da görmeye alışık olduğumuz cinsten, küçük yaştaki çocukların katliam girişimlerinin sahnesi haline gelmiştir okul. Çete olarak ifadelendirilen suç örgütlerinin silahlı eylemlerinde kullandığı katillerin / katil adaylarının yaş ortalamasının 16 ve altına düştüğü bu süreçte ilgili meslek kuruluşlarının okullarda yaşanan güvenlik eksikleri ilgili talepleri elbette yerinde ve doğrudur fakat geleceği inşa etme iddiası için yeterli, kesin ve keskin çözümler olmaktan uzaktır.
İtiraf edelim ki toplum olarak birçok alanda ama en çok da eğitim alanında başarısız olduk ve olmaya devam ediyoruz. Unutulmamalıdır ki adının önünde milli yazan iki bakanlıktan biridir Milli Eğitim Bakanlığı ve tıpkı savunma alanında olduğu gibi eğitim alanında da izlenmesi gereken politika siyaset üstü ve milli olmalıdır. Eğitim, her gelenin yeni bir model önerdiği, birinin sonuçları görülmeden iptal edilip diğerine geçildiği bir yap-boz tahtası olmaktan çıkarılmalıdır. Eğitim bilimlerinin gerekleri sağlanarak savunma sanayiinde olduğu gibi dünyaca izlenen, Milletçe yarınına dair güven veren güçlü bir sisteme kavuşturulmalıdır.
Siyasetçisinden eğitimcisine, akademisyeninden velisine artık herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi, bilhassa ilgili bakanlığın adının önündeki sıfata dikkat ederek, yeniden pozisyon almak ve "Ben yaptım, oldu." zihniyetinden uzak, paydaşları da dahil ettiği, dijital çağın gereklerini de içine alan çözümler üretmek mecburiyeti son olaylarla birlikte artık üstü örtülemeyecek bir merhaleye gelmiştir.
Mevlana'nın asırları aşıp gelen " Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım" sözü bu girift meselenin asıl çözümüdür kanaatindeyiz.
Eğitimin mottolarından biri de “ problem çözme “ başlığıdır. Burada dikkat edilmesi gereken, iki kavramın adeta birbirinin varlığından beslenmesidir. Zira problem varsa çözüm vardır ve her problemin çözümü kendi içindedir. Problem karşısında alınacak çözümcül pozisyon ise
Problemi tespit
Problemi tanımlama,
Problemle ilgili verileri toplama
Doğru analiz neticesinde bulunan çözüm yollarının birini bile atlamadan uygulama
Sonuç, yani problemi ortadan kaldıran çözümün uygulanmasıdır.
Problemin çözüm basamakları bu kadar açık seçik ortada iken, problemi görmezden gelme, öteleme ya da mutaassıp bir tavır takınarak yeni sorunları, sorunla alakasız eski çözüm yolları ile bertaraf etme inadı sadece zaman kaybına değil, kaosa ve nesillerin harcanmasına da sebep olacaktır. Acı ve şaşkınlığın verdiği duygusallıkla hareket etmek palyatif tedbir refleksini getirecektir. Acının ve şaşkınlığın oluşturduğu ortamlarda pusuya yatmış infial oluşturma heveslilerine karşı da son derece mesafeli yaklaşılmalıdır.
Akıl sağlığımızı bozacak raddeye ulaşan okul merkezli şiddet olayları ve gençlerin karıştığı adli vakalar karşısındaki çaresizliğimiz/ nötr halimiz yeni sorunların eski usullerle çözülemeyeceği gerçeğini sarsıcı bir şekilde yüzümüze vurmuştur.
Televizyon ekranlarından dijital platformlara kadar sızan, etkileşim uğruna algoritmalarla desteklenen ve giderek "normalleştirilen" şiddet kültürü, maalesef gençlerimizin gerçeklik ve empati algısını tahrip ediyor, sadece pasif birer tüketici haline getirilen çocuklarımız, dijital dünyadaki kirli ortamların faturasını gerçek hayatta ödemeye başlıyor.
Bu karmaşık sorunu sadece reaktif (olay sonrası) disiplin cezalarıyla, yüzeysel içerik filtreleriyle veya geçici yasaklarla çözemeyiz.
Eğitimde teknoloji ve veri odaklı çalışan profesyoneller olarak, disiplinlerarası ve yapısal bir politika dönüşümüne ihtiyacımız olduğunu net bir şekilde görmeliyiz.
Acilen hayata geçirilmesi gereken stratejik politika adımları atmalıyız.
Geleneksel rehberlik anlayışının ötesine geçilmeli; "devamsızlık, akran zorbalığı ve okul iklimi" verilerini analiz eden, krizler şiddete dönüşmeden riskleri tespit edebilen kurumsal karar destek mimarileri inşa edilmelidir.
Her şey olabilmek için önce bir şey olmak gerektiği, o bir şeyinde "insan olmak" olduğu hakikatinden hareketle müfredatlarımız, gençleri ve geleceğin profesyonellerini sadece teknik bilgiyle donatmakla kalmamalı; onları dijital dünyada etik değerleri savunan, bilinçli "dijital liderler" olarak yetiştirecek şekilde güncellenmelidir.
Sosyal ağlarda ve medyada şiddeti, kutuplaşmayı ve kirli/yanlış/ahlaksız etkileşimi öne çıkaran arka plan algoritmalarına karşı, teknoloji ve medya şirketlerini şeffaflığa zorlayan yasal düzenlemeler ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Bilişim altyapılarını, yapay zeka ve sanal gerçeklik (VR) gibi teknolojileri sadece endüstriyel gelişimin değil; eğitimin ve eğitimcilerin de hizmetine sunmalı, bilhassa eğitimciler için kriz yönetimi simülasyonları ve gençler için empati geliştirme araçları üretmek amacıyla kullanmalıyız.
Akademi, politika yapıcılar ve teknoloji dünyası veriye ve bilime dayalı ortak bir vizyon geliştirerek
okullarımızı yeniden güvenli alanlar haline getirmek için gerekli çalışmalara zaman kaybetmeden başlamalıdır.
Türk milli eğitiminin yarını için çalışan Eğitim2023 Derneği olarak hepimizin yüreğini yakan ve endişeye sevk eden bu konunun salt bir eğitim meselesi olmadığı -uluslar arası mücadelenin bir ayağı olan istihbari faaliyetlerin de dikkate alınması şerhini düşerek- Eğitim Bilimi, Sosyoloji, Psikoloji, Hukuk ve Ekonomi başta olmak üzere disiplinler arası bir çalışmaya ihtiyaç olduğu kanaatimizi bildiriyor, eğitimin her alanında olduğu gibi dijital çağ üzerine de çalışmalar yapan yetkin kadrolara sahip Eğitim2023 Derneğimizin Türk milletinin ve Türk milli eğitiminin emrinde olduğunu; yetkili ve ilgili kurumlar talep ettiği takdirde tecrübelerimizi paylaşacağımızı ve her türlü ortak çalışmaya katılacağımızı beyan ediyor, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz milletimize baş sağlığı diliyoruz.
EĞİTİM 2023 DERNEĞİ GENEL MERKEZİ
“bireyde bilgi, toplumda sevgi”

